3D Teknolojisi Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

Hayatın pek çok alanında kendine yer bulan, biz insanlara stereo bakış açısı sunan 3D ile görüntüler göz kamaştırıyor. Peki ama 3D teknolojisi kalıcı mı? Bu teknolojinin farklı yönlerini bu yazımızda işliyor ve geleceğine ışık tutmaya çalışıyoruz.

Üçüncü boyut; sinemaları işgal etmiş durumda, HD televizyonunuzu da işgal etmek üzere, hatta belki de alacağınız akıllı telefonda bile kendini göstermeye aday. Ve nihayet, PC oyunları için de ortaya çıkmaya başladı. Teknolojinin “yeni” fenomeniyle farklı bir dünyaya ayak basmaya hazır olun.

Tabii ki PC oyunculuğundan bahsediyorsak, 3D terimi biraz kafa karıştırabilir. Oyuncular 3D’nin tadını yaklaşık 20 yıldır çıkarıyor, fakat bu anlamdaki terimle aslında 2B ekran üzerine boyanmış 3D grafikleri kastediyoruz. Üreticiler güncel anlamdaki 3D için heyecan düğmesine bastıklarında, aslında bahsettikleri stereo bakış açısı sunan üç boyutlu görüntülemedir. Bunun anlamı; görüntüler ekrandan fırlayıp üzerinize geliyormuş gibi bir his uyandırıyor. Yoksa kastedilen oyun konsollarının ve üst seviye PC’lerin lütfettiği, bilgisayar grafiklerinde çığır açan yeni bir foto gerçekçilik boyutu değil.

3D hakkındaki düşünceniz ne olursa olsun (Bundan böyle 3D dediğimizde stereoskopik/çift görüşlü 3D’yi kastedeceğiz.), bu teknolojiye “yeni” demek pek mümkün değil. 3D görüntüler neredeyse 200 yıldır ortalıkta dolaşıyor ve üçüncü boyutla buluşan filmlerin tarihi 100 sene öncesine kadar gidiyor.

Tüm bu süreç muhtemelen 1838 yılında icat edilen stereoskop isimli bir aygıtla başlıyor. Bu, insanın stereoskopik görüş mekaniğini taklit eden ilk cihazdı. Şöyle düşünelim: İnsanlar olarak ikişer göze sahibiz. Netice itibarıyla her göz dünyayı biraz farklı bir açıdan görür ve birbirinden çok farklı olmayan iki “resim” algılanır. Beyin birbirinden farklı bu resimleri alır, derinlik ve perspektif ile beraber tek bir zihinsel görüntüye dönüştürür. Böylece dünyayı muhteşem “3D” biçiminde görürüz.

Stereoskopun yaptığı da tam olarak budur: Her göze biraz farklı bir açıdan sabit birer görüntü göstermek ve gerisini beynin sihrine bırakmak. Stereoskop en çok lunaparklarda ve ilk 3D pornoların ticari yükselişinde kendini gösterdi. Çoğu teknolojide olduğu gibi, porno sektörü mali açıdan lokomotif görevi üstlendi. Stereoskop tabii ki daha ciddi uygulamalarda da boy gösterdi. Örneğin, ordular tarafından yüksek irtifa fotoğraflarını izlemek için kullanıldı.

Güncel 3D

1890’lara döndüğümüzde, İngiliz mucit William Friese-Greene, hareketli stereoskopik resimler yakalayan ve görüntüleyen bir sistemin patentini alıyor ve böylece 3D film doğuyor. Friese-Greene’nin teknolojisinin ticari kullanım için pek bir hantal olduğu anlaşıldıysa da tohumlar artık atılmıştı.

Üç boyutlu filmin ticarileşmesi, çeşitli varyasyonlardan sonra 1922 yılında gerçekleşiyor. Sonraki birkaç on yılda teknik geliştiriliyor, hatta üç boyutlu Nazi propaganda filmleri bile çekiliyor. Fakat 3D sinemanın altın çağı muhtemelen 1950’lere denk geliyor. 3D pek çok kez yeniden popüler olduysa da bir o kadar da bilinmezliğe büründü.

Tüm bunlarla beraber günümüze dönüyoruz. Küfelik tarihine bakarak 3D’nin bu güncel yükselişini görmezden gelebilirsiniz ama bu sefer işler biraz farklı. 3D bu sefer basit sinema heyecanlarından çok daha fazlasını sunuyor, farklı teknolojilerden oluşan geniş çeşitlilikteki platformlara yayılıyor. Buna teknolojinin artık daha kolay tüketilebilir, daha konforlu olmasını da eklemek gerek. Üstüne de oyun etkileşimini koyun. Sonuç, boş zaman geçirmek için oldukça etkili bir deneyime dönüşebiliyor. Evet, 3D bu sefer kalıcı olabilir.

Peki, günümüzde hangi farklı 3D teknolojileri bulunuyor? Bunlar birbirleriyle nasıl kıyaslanıyorlar ve nereye gidiyorlar? Özetlemek gerekirse, hepsi aynı. Genel olarak işin inceliği her göze farklı bir imge göstermek. Konu bunun nasıl elde edildiğine gelince ise ilgi çekici bir hâle geliyor.

3D sinemanın en parlak dönemi, kırmızı-yeşil anaglif teknolojisine dayanıyordu. Bu yöntemde, üç boyut hissi bir çift birleştirilmiş, renkleri ötelenmiş ve uzamsal olarak kaydırılmış görüntülerle elde ediliyor. Bunun için, her bir göze etkin olarak görüntünün farklı bir ofsetini gösteren renk süzmeli lensler kullanılması gerekiyor. Derinlik illüzyonu yaratmada bu teknik fena bir iş çıkarmıyor, ama konu renkler olunca işler biraz karışıyor. Sonuç itibarıyla her göz, görüntüyü aşırı derecede farklı renkler eşliğinde görüyor. Beyin doğru renkleri oluşturmak için görüntüyü harmanlayabilse de, bu zor bir iş ve çoğu zaman izleyicide göz yorgunluğu yapıyor.

Eğer renklendirilmiş filtreler ideal olmaktan öteyse, bu noktada en uygun yedek aday, polarize ışık yöntemi olur. Bu yöntemde de izleyiciye iki ayrı resmin birleştirilmesiyle oluşturulan bir görüntü gösteriliyor. En yaygın uygulamayı, her biri dik açılı olarak zıt polarize ışık filtresine sahip bir çift projektör kullanmak oluşturuyor. İzleyici de benzer şekilde zıt polarize filtrelerle desteklenmiş gözlükler kullanıyor.

Gözlüklü 3D

Polarize 3D teknolojisi aslen doğrusal polarizasyona dayalıydı ve bu yüzden ekrana tam karşıdan bakmayı gerektiriyordu. Daha yeni olan dairesel polarizasyonla üçüncü boyut etkisini kaybetmeden belli bir ölçüde başınızı oynatabiliyorsunuz.

Arzunuz mükemmel renkler ve başınızı istediğiniz gibi oynatmaksa, bir diğer çözümün ismi “active shutter”. Üç boyutlu active shutter tekniğinde yine bir gözlük kullanılıyor. Bu gözlüğün camlarında sıvı kristaller barınıyor. Aynı zamanda görüntü kaynağı çok kısa bir arayla her göze ayrı bir resim gönderiyor. Yeterli seviyede yüksek kare miktarıyla sonuç, hareketli 3D’ye dönüşüyor.

Polarize 3D gibi active shutter da sönük bir görüntü sağlıyor ve active shutter gözlüklere duyulan ihtiyaç nedeniyle görüntü kaynağının yüksek kare miktarını (genel olarak saniyede en az 100 kare) desteklemesi gerekiyor. Bunun yanında bir çift polarize projektör kullanmak yerine yüksek kare sayısı sunan bir monitör kullanmak daha ucuza geliyor. Bu yüzden active shutter teknolojisi şu sıralar PC oyunculuğunun en büyük silahlarından biri. NVIDIA 3D Vision çözümünün başarısı bunu kısmen kanıtlıyor.

Derleyecek olursak; anaglif, polarize ve active shutter teknolojilerinin ortak noktası gözlük takmakt. Buna göz yorgunluğu hissi de eklenince 3D’nin neden çığır açmadığını görebiliyoruz. İstediğimiz şey, üçüncü boyutu gözlüksüz izlemek. İstediğimiz şey, otostereoskopik 3D.

Bu teknikteki ana unsur, her göze bir şekilde farklı resimler gönderen tek bir görüntü yüzeyi oluşturmak. Bu yöntemin farklı türleri bulunsa da genel olarak iki gruba ayrılıyorlar: her bir gözün doğru resmi gördüğünden emin olmak için kafa takibi teknolojisini kullananlar ve bakış açısına göre farklı resim gösterenler.

Gözlüksüz 3D

Komik gözlüklerden kurtulmanın yanı sıra otostereoskopik 3D’nin farklı bir avantajı daha var: hareket paralaksı. Kısaca açıklayalım: Hareket paralaksı ile bir sahnenin veya nesnenin seyir noktasına göre farklı bir görüntüsünü elde etmek mümkün oluyor. Diğer bir deyişle, bu teknoloji sayesinde bakış açınızı değiştirerek bir nesneyi gerçek hayattaki gibi farklı açılardan izleyebiliyorsunuz.

Tüm bunlara rağmen otostereoskopik 3D’nin bile üstesinden gelemediği esas bir problem bulunuyor. Gerçek hayatta, farklı mesafelerdeki nesnelerin farklı odak noktaları bulunur; fakat taklit edilen bir 3D resim, tek biçimli bir mesafeden oluşturulur. Bu da göz kaslarınızı, göz merceklerinizi ve nihayetinde savunmasız beyninizi alışılmadık bir şekilde yorar. Küçük ekranlara nazaran büyük ekranlarda bu problem daha fazla öne çıkıyor. Fakat bu öyle bir şey ki, gerçek holografik 3D teknolojisi bile bunu kolay kolay çözemeyecek gibi.

3D SÖZLÜK

Anaglif
Bir çift renk kaydırmalı (genellikle kırmızı ve yeşil) ve ofset görüntüyü tek bir resim hâline dönüştüren görüntü. Daha sonra, filtreli gözlüklerle bu görüntüler her bir göz için birbirinden ayrıştırılır.

Active shutter 
Değişken sıvı kristallerle desteklenmiş 3D gözlüklerin, her bir gözün görüşünü yüksek tazelemeli ekranla eş zamanlı olarak pozlaması.

Otomultiskopik
Otostereo görüşü hareket paralaksıyla birleştirirseniz ideal 3D’yi elde edersiniz. Bu, gözlük gerektirmeyen ve görünüşü bakış açınıza göre değişen bir görüntü.

Otostereoskopik
Gözlüksüz stereoskopik 3D mi istiyorsunuz? İhtiyacınız olan, otostereoskopinin çeşitli biçimlerinden biri.

Yüksek tazelemeli ekran
Active shutter gözlüklerin yüksek kare hızına (frame rate) sahip ekranlara ihtiyacı var. Bu hız genellikle 120 Hz. Ayrıca yüksek tazeleme oranının daha akıcı bir 2B deneyimi gibi neşeli yan etkileri de var.

Lentiküler
Lentiküler (mercekli) ekranlar, bağımsız bir piksel ızgarası üzerinde her göze ayrı ayrı odaklanan bir dikey mercek katmanı sayesinde gözlere farklı resimler gönderebiliyor.

Hareket paralaksı
Üç boyutlu bir ortamda hareket ettiğinizde, dünyanın ve içindeki nesnelerin farklı görünüşlerine tanık olursunuz. Çoğu 3D teknolojisi buna izin vermiyor, verdiğinde ise buna hareket paralaksı deniyor.

Paralaks bariyeri
Hassas ince yarıklardan oluşan bir katmanın kapladığı ekran yüzeyi, piksel sütunlarını açığa çıkarabilir veya gizleyebilir. Bu nedenle izleyicinin ekrana belli bir mesafeden bakması gerekir.

Polarizasyon
Polarize (kutuplu) gözlükler resmi gözler için ikiye ayırıyor. Sonuç olarak anaglif yönteme göre çok daha üstün bir renk paleti elde ediliyor olsa da görüntü daha az parlak oluyor ve pahalı projektörler gerekiyor.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.