Biyometri teknolojisinin bugünü ve geleceğine hızlı bakış

Şifre kullanmaktansa biyometrik bilgileri kullanmak, yeni dönemde en güvenli, pratik, ekonomik ve hijyenik yöntem halini aldı. Bu yazımızda, biyometri teknolojisine hızlı bir bakış atıyoruz.

Parmak izi

Parmak izini imza olarak kullanmak binlerce yıl geriye, Babil zamanlarına kadar gidiyor. Bu uzun tarihçenin bir yerinde, birisi; her insanın parmak izinin eşsiz kavislere, sarmallara ve döngü motiflerine sahip olduğunu fark etmiş.

FBI’ın Kimlik Tanımlama Bölümü 1924 yılında kuruldu ve o zamandan beri de parmak izlerinin veritabanı tutulmaya başlandı. 1946’da 100 milyona yakın parmak izini toplamayı başarmışlardı. 1980 yılında ise Automated Fingerprint Identification System (AFIS: Otomatik Parmak İzi Tanımlama Sistemi) projesi yardımıyla tüm kataloğu dijital hale getirdiler.

Günümüzde ise bu işe özel parmak izi algılayıcıları bilgisayar klavyelerinde, farelerde ve yeni nesil akıllı telefonlarda bulunabiliyor.

Yüz tanıma

1960’ların ortalarında Woody Bledsoe, Helen Wolf ve Charles Bisson yüz tanıma tekniklerini araştırmaya başladılar. Optik taramalardan alınan karakteristik özellikleri dijital veya vesikalık fotoğraflarla eşleştirmeyi denediler. Ancak o dönemin teknolojileriyle eşleştirme işleminin sağlıklı şekilde yapılamadığı ortaya çıktı.

Günlük yaşamımızda kullanılabilen uygulamalar onlarca yıl sonra, 1997’de ortaya çıkmaya başladı. Bochum teknolojisini (Christoph von der Malsburg ve öğrencileri tarafından Almanya’daki Bochum Üniversitesi’nde geliştirilmişti.) kullanan sistemlerin denemelerde iyi sonuçlar verdiği ortaya çıkmıştı. Bu teknolojinin en kritik yönlerinden birisi, mükemmel çekilmemiş fotoğraflarda da işe yaraması ve gözlük, sakal, bıyık gibi özelliklerden etkilenmemesiydi. ZN-Face adıyla satılan ürün, Deutsche Bank ve havalimanları tarafından kullanıldı.

Amerikalı Identix firması, 2007’de duyurduğu FaceIt teknolojisiyle yüz tanımayı bir adım daha ileri götürdü. FaceIt, özel bir algoritma kullanarak iki boyutlu görsellerden üç boyutlu yeni görseller oluşturabiliyor. Bu yöntem sayesinde Facelt, kişileri internetteki fotoğraflarından veya tren istasyonu, futbol sahası gibi kalabalık yerlerde bile fark edebiliyor. Bu gelişme sayesinde Facelt ve benzeri yazılımlar CCTV (kapalı devre kamera sistemleri) video izleme sistemleriyle bütünleşmeye başladı. Tüketici ürünü tarafında, PlayStation 4 oyun konsolunda yüz tanıma özelliği bulunuyor.

İris tanıma

1949 yılında İngiliz göz doktoru James Hamilton Doggart, incelediği her irisin diğerlerinden farklı bir yapıya sahip olduğunu fark etti. Doggart, bu mimarideki dizilim ve olasılıkların neredeyse sonsuz olduğunu öne sürdü.

1980’lerde Amerikalı göz doktorları Leonard Flom ve Aran Safir, iris tanımlama kavramının patentini aldı. Ancak, çalışan bir iris tanıma çözümünü ilk geliştiren kişi, 1994 yılında, Cambridge Üniversitesi Bilgisayar Laboratuvarı’nda bilgisayarla görme ve doku tanıma üzerinde çalışan Prof. Jhon Daugman oldu.

Daugman’ın patentini aldığı ve resim işleme, özellik çıkarımı, doku eşleştirme amacıyla kullanılan bilgisayarla görme algoritmaların lisansı birçok şirkete satıldı. Bu şirketlerden biri de Flom, Safir ve Dougman tarafından kurulan IriScan idi.

Günümüzde iris tarama teknolojisi çoğu ülkenin göçmenlik büroları ve sınır kapılarında kullanılıyor. UIDAI (uidai.gov.in) projesi, Hindistan’daki 1,2 milyarlık nüfusun hepsinin iris kayıtlarını toplamak adına Hindistan’da sürdürülüyor ve bu alandaki en büyük proje.

Ayrıca Samsung, yeni telefonu Galaxy S8’de iris tanıma ve yüz tanıma özelliklerine yer verdi.

DNA profilleme

İsviçreli doktor Friedrich Miescher, ameliyat sargılarındaki kalıntıları inceleyip deoksriboükleik asidi (DNA) ayrıştırarak bir ilke imza attı. Phoebus Levene, DNA’nın nükleotid elemanlarının belirli bir yapıya sahip olduklarını öne sürmüş, James Watson ve Francis Crick 1953’te çifte sarmal modelini anlattıkları makaleyi yayımlayıp Nobel Ödülü’nü alana kadar bulmaca çözülememişti.

DNA profilleme (veya genetik parmak izi alma), büyük olasılıkla en gelişmiş biyometrik kimlik tanımlama yöntemi. DNA örneklerinin analizine dayanan olay yeri inceleme çalışmaları, 1984 yılında İngiliz genetikçi Sir Alec Jeffreys tarafından geliştirildi.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.