Sensormatic Blog

Elektrikli ulaşım araçları ne kadar güvenli?

İklim krizi giderek tırmanıyor. Yangınlar, sel baskınları ve daha birçok doğal felaket insanlığın en kısa zamanda doğada dengeyi yeniden sağlamak için harekete geçmesi gerektiğini hatırlatıyor. Hem ülkelerin hem de şirketlerin karbon emisyonları konusunda ortaya koyduğu taahhütler de yeni bir dünyanın inşa edildiğinin habercisi. Bu yeni dünya için sıfır emisyon hedefiyle yol alınırken, emisyonsuz hayatı destekleyecek yeni teknolojiler hızlı bir yükseliş yaşıyor. Bu teknolojilerin başında da elektrikli ulaşım araçları var. 2021 yılı sonu itibarıyla tüm dünyada 4,4 milyon adet elektrikli araç satışı öngörülüyor. Geçtiğimiz yıl pandemi döneminde Avrupa’daki toplam otomotiv pazarı % 20 daralırken elektrikli araç pazarı % 117 büyüdü.

Yapılan tüm tahminler elektrikli araçların payının 2025’ten sonra katlanarak artacağı, 2035 yılına gelindiğinde artık dünyada içten yanmalı araç satışının neredeyse kalmayacağı yönünde. Sadece elektrikli otomobiller de değil giderek kalabalıklaşan şehir hayatının en önemli ulaşım aracı haline gelen elektrikli scooter’lar ve elektrikli moped’ler de hızlı bir büyüme yaşıyor. Research and Markets’ın yaptığı araştırmaya göre global olarak bu pazarın 2021 yılından 2028 yılına yıllık % 30’un üzerinde büyüyerek 677,2 milyar dolarlık bir hacme ulaşması bekleniyor. Adetsel bazda da pazarın yıllık % 23,5’lik büyümeyle 2028’de 238,1 milyon adete çıkacağı beklentisi var.

Öne çıkan trendler

Elektrikli taşıma araçlarıyla birlikte sektörde önemli bir dönüşüm de bağlanabilirlikte yaşanıyor. KPMG’nin hazırladığı Küresel Otomotiv Yöneticileri Araştırması Raporu da bu duruma dikkat çekiyor. Rapora göre 2030 yılına kadar bağlanabilirlik ve dijitalleşme sektöre yön verecek bir numaralı trend olacak. Bataryalı elektrik mobilitesi artacak, otonom ve sürücüsüz araçlar yaygınlaşacak. 

Örneğin 2021’de daha fazla robotaksi denemesi sürücüsüz yolculuk sunmaya başladı. Çin’deki AutoX gibi şirketlerin 2022’de bu alanı daha hızlı büyütmesi bekleniyor. Almanya şimdi yollarında dördüncü seviye sürücüsüz hizmetlere izin veriyor. 2022’de dünyanın her noktasında robotaksi denemelerinin yaygınlaşacağı tahmin ediliyor.

Tehditler de artıyor

Peki hayatımızda her geçen yıl daha fazla yer edecek olan elektrikli araçlar ne derece güvenli?
Öncelikle elektrikli araçlar pilleri şarj etmek için şebekeye bağlandıklarından geleneksel içten yanmalı motorlu otomobillere göre siber saldırılara karşı daha savunmasız. Bir hacker, şarj istasyonları üzerinden araç kontrol sistemlerini devre dışı bırakabilir, kimlik kartlarını hızlı bir şekilde kopyalayabilir ve çeşitli işlemler için kullanabilir. Aynı şekilde bir hacker tarafından ağlar, sensörler ve kameralar, farlar, direksiyon ve frenler bile devre dışı bırakılabilir.

Kablosuz erişilebilirlik ise siber suçluları hedefine ulaştırabilecek önemli bir açığa neden oluyor. Örneğin; elektrikli otomobillere erişmek için akıllı telefon uygulamalarına yönelen hacker’lar, ayrıca wifi ağlarına da erişebilir. İçeri girdikten sonra bir aracın alarm sistemini devre dışı bırakıp diğer sistemlerin kontrolünü ele geçirebilir.

Otonomdaki riskler

Otonom araba, bilinen diğer adlarıyla robot araba, sürücüsüz araba, çevresini algılayabilen ve çok az insan girdisi veya hiç girdi olmadan hareket edebilen bir otomobil türü. Otonom araçların da yapay zeka sistemleri, trafik işaretlerini ve yol işaretlerini tanımak, araçları tespit etmek, hızlarını tahmin etmek, ilerideki yolu planlamak için durmaksızın çalışıyor. Ani arızalar gibi kasıtsız tehditlerin yanı sıra bu sistemler, AI (artificial intelligence yani yapay zeka) sistemine müdahale etmek ve güvenlik açısından kritik işlevleri bozmak için özel bir amacı olan kasıtlı saldırılara karşı savunmasız durumda. Navigasyonu yanlış yönlendirilmesi AI sisteminin nesneleri yanlış sınıflandırmasına ve ardından otonom aracın tehlikeli olabilecek şekilde davranmasına neden olabilir.

Güvenlik açıkları

Elektrikli scooter ve (motorlu bisiklet) moped’lerde fiziksel ortamlardan kaynaklanan riskler ilk etapta ön plana çıkıyor. Çünkü scooter’lar belli hız kapasitesine sahip olmasına rağmen kaza yapması halinde yaralanmalara neden oluyor. Ortalama bir hızda elektrikli bir scooter’da seyahat eden kişinin düşmesi halinde ciddi hasar alması mümkün olabiliyor. Aynı şekilde elektrikli scooter çevresindeki kişiler de benzer yaralanma riski içinde bulunuyor. Özellikle bir araba ile scooter kazası karşılaştırıldığında, sonuç çok daha dramatik olabiliyor. Sadece Amerika’da 2017-2020 yılları arasında acil servise 190 binin üzerinde başvuru olması bu araçların güvenliğini sorgulatıyor.

Ancak her ne kadar scooter ve moped’lerde güvenlik daha çok sürüş ve yolcu güvenliği açısından ele alınsa da mikromobilitenin bu yükselen yıldızlarında da siber güvenlik açıkları ön plana çıkıyor. Birçok elektrikli scooter ve moped, Bluetooth Low Energy (BLE) ağ teknolojisi ve kullanıcıların sahip olduğu akıllı telefonların internet bağlantısını kullanarak çalışıyor. Aynı zamanda da hizmet sağlayıcısına veri gönderiyor.

Bu da araçları siber saldırılara açık hale getiriyor. Örneğin; hacker’ların, scooter’ı uzaktan ele geçirerek komutlarla kullanıcıya veya yayalara zarar vermesi mümkün olabilir.

Mikro ulaştırma uygulamaları, elektrikli scooter’ların konumlarını takip ettiği için yanıltıcı konumlar da göz önünde tutulması gereken başka bir tehdit. Örneğin, saldırganlar kullanıcıyı kendi istedikleri noktaya yönlendirip kötü niyetli girişimlerde bulunabilirler.

Diğer bir tehdit ise elektrikli scooter sağlayıcıları hizmetlerine abone olan kullanıcılardan kişiye özel bilgiler talep ediyor. Talepleri çoğu zaman bir kimliğin yanında fatura, iletişim ve demografik bilgiler de içeriyor. Hizmet sağlayıcıları otomatik olarak GPS ve akıllı telefonlara özel bilgiler gibi ek veriler de topluyor. Bu verilere erişimi olan saldırganlar, kullanıcılara ilişkin özel bilgileri edinerek yine kötü amaçlı olarak kullanabilir.

Çözüm ne?

Yakın gelecekte elektrikli araçlar hem mobilite hem de mikromobilite anlamında ulaşımın merkezine otururken söz konusu riskler nasıl bertaraf edilebilir? Bu noktada öncelikle otomobil üreticileri, güvenlik uzmanları ve regülasyonları belirleyen devlet kurumlarının birlikte çalışması gerekiyor. Örneğin Avrupa’da Birleşmiş Milletler Ekonomi Komisyonu, denetlediği 54 ülkede otonom araçlar için siber güvenlik düzenlemeleri üzerinde çalışıyor. Gerekli düzenlemelerin sayısının artırılması ve bu teknolojilerin kullanıldığı tüm ülkelerde yaygınlaştırılması önümüzdeki dönemin en önemli başlıkları olacağa benziyor.

Öte yandan üreticilerin ve hizmet sağlayıcıların, uygulamalar için tasarımda gizlilik yaklaşımını benimseyerek yetkili olmayan personelin verilerle ilgili olan parçalara erişimini engellemesi, bir diğer güvenlik katmanı olarak değerlendiriliyor. Veri trafiği denetimi de hizmet sağlayıcılarının tehditlere gerçek zamanlı tepki verebilmesine yardımcı olabilecek çözümler arasında yer alıyor.

Kaynaklar

Yorum ekle